Sessiz Oda | Lori Schiller Kitap Yorumu

Merhabalar, şu sıralar bookstagram hesabımda önceden paylaşmış olduğum kitap yorumlarımı buraya giriyorum. Bu paylaşımlarımdan sonra güncel okuduğum kitapların yorumunu da gireceğim tabi ki :) 


Sayfa Sayısı: 468
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe
Yayınevi: Martı Yayınları


"Burası tam olarak yeterli değil. Koltuktan uçamadım," dedi. Etrafına bakındı. " Eğer beni pencereye götürebilirsen sana uçabildiğimi gösterebilirim."
Buna inanıyordu. Bu konuda hiç bir şüphe yoktu, bunu gerçekten yapabildiğini sanıyordu. Eğer onu pencereye götürürsek elleri havada iki tarafına açılmış olarak yere çakılacaktı.
Ne diyeceğimizi bilemiyorduk, biz de konuyu değiştirdik ve sonra hastaneden ayrıldık. Ayrılırken sesi kulaklarımda çınlıyordu: "Uçabiliyorum baba, uçabiliyorum."

'' On yedi yaşındaki Lori Schiller birbirine bağlı zengin bir ailenin tek kızıydı. Altı yıl sonra ilk intihar girişiminde bulundu ve New York şehrinde kafasında ona eziyet eden sesler ve üzerinde yırtık pırtık kıyafetleriyle sokaklarda dolaştı. Lori Schiller artık bütünüyle olgunluğa ulaşmış bir şizofreni hastalığının tam ortasındaydı. Defalarca hastaneye yattı, rehabilitasyon merkezlerine sığındı, durumu kötüleşti, daha fazla intihar teşebbüsünde bulundu ve yorucu olan mutlak bir çaresizliğin içinde yaşadı. Ama kurtuldu.
Şimdi bu kişisel yaşam öyküsünde Lori bizi, kendine ait saklı dünyasından içeri alıyor, onu iyileştiren doktorları ve hastalığı süresince acı çeken ailesini de yanına alarak bu hastalıktan nasıl kurtulduğunu anlatıyor. Sürükleyici, yürek parçalayıcı ama kesinlikle yüceltici bir hikâye…
SESSİZ ODA akıl hastalığının yarattığı yıkıcı etkilere, sabrın ve cesaretin gücüne şahitlik eden mükemmel bir klasik
. ''


Okulunda da çok sevilen ve başarılı olan Lori'nin hayatı gaipten sesler duymaya başlamasıyla alt üst olur. Beyninin içinde ki sesler Lori'yi çıldırtır ve katlanamaz hale getirir. O hayat dolu başarılı kız adeta yaşayan bir ölüye döner. Kendine ve etrafında ki insanlara ciddi olarak zarar vermeye başlar. Beynindeki sesler onu sürekli intiharın eşiğine sürükler. Lori bir zaman sonra hastalıkla mücadele etme kararı alır. Doktorlarınında desteği ile Lori tedavi sürecine girer ve hayata tutunmaya, her şeyi değiştirmeye karar verir. 

Kendisini bu kadar inciten hastalığının ona yaşattıklarını tam da iyi olmuşken bu kitabı yazmak için tekrar tekrar hatırlamak, hastalığı ve hastayken ki davranışlarıyla ilgili insanlarla görüşmeler yapmak çok zor olmalı. 
Kitapta Lori'nin hayatında önemli bir yere sahip olan ailesinin ve arkadaşlarının da bölümleri var. Sanırım kitabı en iyi yapan şey ise bu. Lori'nin aldığı ilaçlar yüzünden hatırlayamadığı yerleri ise annesi ve babası anlatıyor. Kendi kızlarının gözlerinin önünde eriyip gitmesine şahit olmak ne acı bir olay. 
Kitabı okumadan önce şizofreni hastalığının bu denli olduğunu bilmiyordum açıkcası. O kadar etkilendim ki ve böyle yaşanmış hikayeler sayesinde umudumuzu hiçbir zaman yitirmememiz gerektiğine inanmaya başladım. Her zaman umut vardır... Kesinlikle okumalısınız demeyeceğim ama sizde benim gibi böyle gerçek hayatları ve psikolojik hastalıklar üzerine olan kitapları okumayı seviyorsanız alın okuyun derim. Bir şey kaybetmez, üstüne bazı şeyler kazanırsınız. 
Puanım 5/5



"Lori ile şizofreninin derinliklerine yolculuk ettikten sonra, asla eskisi gibi olamayacaksınız." 
Diane Sawyer

"İlk sayfasından itibaren Lori'nin hikâyesi sizi etkisi altına alacak ve üzecek…
Şizofreni hakkında okunulabilecek en iyi kitap."
Oakland Press





Madam Bovary | Gustave Flaubert Kitap Yorumu


Adı: Madame Bovary
Yazarı: Gustave Flaubert
Sayfa Sayısı: 360
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Yılı: 2015



Emma Rouault sıkıcı bir kasaba doktoru olan Charles Bovary ile evlendiğinde, seçkin ve tutkulu bir hayat sürme hayalleri suya düşer. Anne olmak da ona bir yük gelir. Şehvetin peşinden giderek yaşadığı gönül maceraları ise hep hayal kırıklığı ile sonuçlanır. 



Bu kitap realizm akımının tam anlamıyla oturduğu bir kitap olma özelliği taşıyor. Aslında çoğu klasiği yayınlandığı zamanı göz önüne alarak değerlendirmemiz gerek bence.
Depresyona girmiş ve sürekli arayış içerisinde olan bir karakteri okumak hem güzeldi hemde zordu. Kocasının ona olan düşkünlüğünü bildikçe, ona olan güvenini kullanıp kendisini zevke ve aşka meyledip eğlendiren, işin nihayetinde kocasından başka kimsesinin olmadığını, kimseye güvenemeyecekmiş olduğunu acı bir gerçek olarak öğrenmekte ve kendisini yine kendisi cezalandırmaktadır. Emma Bovary, sizi uzaklara daldıran, cesareti ile şaşırtan, huzursuz mutsuzluğu ile sizi üzen bir karakter.  

Kitaba puanım 4,5/5  

Bir Kalp Hırsızı | Beth Ehemann Kitap Yorumu

Merhabalar :) 



Instagram da Unicornlar Okuyor kitap turumuz ile Nemesis Kitap sponsorluğunda Bir Kalp Hırsızı kitabını okumuştuk geçen aylarda. Bize bu kitabı yolladıkları için tekrardan Nemesis Yayınlarına çok teşekkürler. 

Kitabın konusuna gelecek olursak; Kacie Jensen, dört yıl önce yaşadığı terk edilişten sonra kızlarını alarak annesinin yanına döner. İşlettiği otelde annesine yardımcı olan Kacie, aynı zamanda hemşirelik okuluna başlar fakat hiçbir şey planladığı gibi olmaz. Ansızın bastıran bir fırtına kasabanın bütün yollarını kapattığında, otelleri beklenmedik misafirlere ev sahipliği yapar. Konuklarından biri de, uzun zaman önce atmayı bırakan kalbini yeniden hayata döndüren Brody Murphy'dir.
Kitap, uzun süre elimde, çantamda, masamın üzerinde dolaştı durdu... Neden mi? Çünkü benim hiç zamanım yoktu. Okul nedeniyle çok yoğun olduğum için kitap okumaya bile zaman ayıramadım ama ne yapıp ettim bu kitabı bitirmeye şartladım kendimi. Şimdi, ilk önce şunu söylemeliyim ki kitap resmen yazım hataları, kelime yanlışlıkları içeriyorum diye bağırıyor! Okurken çok rahatsız olduğum için bunu belirtmek istedim. İkincisi, hikaye klasik Amerikanvari aşk filmlerini anımsatmadı değil. Çok basit ve okunması kolay bir roman olduğunu düşünüyorum. Karakterler ise çok tipikti. Tamam, şimdi kitabı yerden yere vurmaya gerek yok diyorsunuz haklısınız iyi yönleri vardı kitabın. Mesela, Kacie'nin çocuklarına olan sevgisi, saygısı çok hoştu. Annelik duygusunu çok güzel aktarmıştı yazar o konuda hakkını yemeyelim. Alıntılık çok güzel kısımlar vardı kitapta zaten post-it ile ayırdım oraları.  
Başka, başka, başka... Kitap hakkında ne diyebilirim. Brody'nin Kacie ile olan ilişkisi klasik, ama güzeldi. İkili ilk görüşte birbirlerinden etkilenseler bile aralarına hep bir mesafe koydular. Her şeyi yavaştan alarak, güzel bir şekilde devam ettirdiler ki bu da bence en önemlisi. Diğer kitaplarda hemen aşık olup hemen sevgili oluyorlar. Sizce de bu çok komik ve saçma değil mi? Hemen nasıl aşık olabilirsin ki? 



Kitabı sevdim diyemem ama okunması kolay ve çerezlik bir kitaptı açıkcası. Eğer #readingslump dönemindeyseniz alın okuyun, bir şans verin.
 Kitaba puanım 3,5/5 



'' Bazen, bir şey seni korkutsa da, şans verdiğin takdirde sonucun mükemmel olabileceğini gör istedim. '' 


'' Yirmi dört saat önce, bu kızın var olduğundan haberim bile yoktu. Şimdiyse onun hakkında ki her detayı öğrenmek istiyordum, ayakkabı numarasına kadar...'' 


'' Hayatta, herkes kendine yazılan rolünü oynar derler. Peki bu rolü yazan başkası değil de sizseniz? '' 

Ters Yüz (Inside Out) Animasyon Yorumu




Riley’nin beynini neşe, üzüntü, öfke, korku ve tiksinti duyguları kontrol etmektedir. Fakat Riley’nin hayatı ailesi ile birlikte San Francisco’ya taşınmasıyla değişir. San Francisco’daki yeni yaşamı Riley’i sıkıntılara sürükler. Bu sırada beynini kontrol eden duygularda da tam bir karmaşa baş gösterir ve Riley’nin hayatında her şey farklı bir hal alır. 


Az önce Ters Yüz (Inside Out) izledim ve sıcak sıcak yorumumu yapayım dedim. 
Normalde çok fazla animasyon filmler - çizgifilmler izlemem ama Inside Out filmini uzun zamandır tumblrda görüyordum ve bugün yine bir repliğini görünce dayanamadım oturdum hemen izledim.
Gerçekten beklediğimden daha iyi çıktı film. Aslında çocuk filmi gibi görünse de filmin ve repliklerin altında gerçek hayata dair bir takım şeyler vardı. Hüznün, mutluluğu getirdiğini, ailenin, arkadaşlıkların, hayatımızda yer edinen şeylerin, ne kadar önemli olduğunu vurguladı film. Öyle, ''animasyon filmi işte'' deyip geçmemek lazım. Filmi dikkatli izlediğinizde aslında duyguların bizim için ne kadar önemli olduğunun farkına varıyoruz. 


Yeri geldiğinde hüzünlü yerler, yeri geldiğinde ise neşeli, hatta komik sahneler vardı. Baya baya güldüm. Animasyonların bu kadar keyifli 
olduğunu unutmuşum aslında. En sevdiğim karakter, duygu ise tabi ki Öfke & Üzüntü oldu. Aslında bütün duygular, karakterler komik ve tatlıydı ama ben en çok bu ikiliye güldüm. 

Üzüntü;


Filmin mizah seviyesi, diğer animasyon filmlerine göre daha ileri seviyedeydi bence. Normalde animasyonlarda ciddi anlamda güldüğümü pek hatırlamam. Ama bu film beni gerçekten güldürdü.

Öfke;



Kısacası, ''aman, animasyon işte.'' dememek lazımmış. Bazı animasyonlar da gayet güzel olup, insana unuttuğu şeyleri hatırlatabiliyor muş. O zaman bir kaç replik & gif bırakıp iyi geceler dileyeyim. 

Tiksinti; 





Neşe; 







Endişe; 
























.


Kız Kafası | Lafebesi Kitap Yorumu


"Sen isteklerini söyle gerisini bana bırak" demesiyle başlamıştı...
Ben de bir güzel sıralamıştım isteklerimi... Acaba çok şey mi istedim evrenden? Yoo, çok şey istemedim aslında... Ve böylece düştüm yollara...
Hayallerim, heveslerim, yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, sevdiklerim, kızdıklarım, kırdıklarım ve vazgeçtiklerim...
Yazdım; çünkü ben keşkeleri hiç sevmem... Hayallerim, heveslerim, yaşadıklarım, kırdıklarım ve vazgeçtiklerim...
Taşınan bavullar, yapılan çılgınlıklar, karşılıksız aşklar, çekilen otostoplar, yaşanan gelgitler ve daha niceleri...


Uzun zamandan beri buralara kitap yorumu girmez olmuştum. Ee artık zinciri bir kıralım değil mi? Bundan sonra devamlı kitap yorumu gelecek, bilginiz olsun canlarım. 

Geçen gün bitirmiş olduğum Kız Kafası kitabının yorumu ile başlayalım o zaman. 
Konusundan kısaca söz edecek olursak; 
Asıl kızımız, #lafebesi 22 yaşında bir genç kızdır. Ankara da kazanmış olduğu bölümü istemeyerek, memleketine geri döner ve tekrar sınava girer. Bu sefer ise Kocaeli Üniversitesi Öğretmenlik kazanır fakat kızımızın hayali bu da değildir. Onun hayali İstanbul'a yakın olup, oyunculuk yapmaktır. Buna da şükür diyerek, sırf İstanbul'a yakın diye pılını pırtını toplar ve Kocaeli'ne, yurduna yerleşir. 
Üniversite hayatına başladıktan sonra kızımızın başına bir takım olaylar, deneyimler, tecrübeler, aşk acıları, sorunlu ev arkadaşları ile yaşadığı problemler gelir. Kısacası başı bir türlü beladan kurtulmaz. 


Benim yorumuma gelelim...

Ben aslında kitabı biraz Pucca serisine benzettim fakat aralarında bir fark vardı o da bu kitabın Pucca'ya göre Anadolu versiyonu olmasıydı. Pucca da sadece aşk hayatı ağır bassa da bu kitapta kızımızın genel sorunları hatta daha doğrusu ev arkadaşları ile yaşadığı bir takım sorunlar yer almaktaydı. Bahtsız kızımız tam 4 kere ev değiştirdi...

 Yalnız, söylemeden edemeyeceğim, kitapta aşırı küfür vardı. Kızımızın ağzına almadığı küfür kalmadı. Bu da beni kitaptan soğutan nedenlerin en başında geliyordu. Bence bir kitabın üslubu okuyucu için çok önemli. Bu kitapta da üsluptan eser yoktu. Üzgünüm. 



Zaten çok fazla dizüstü okuyan bir insan değilim. Hatta hiç okumam. 
Kitabı, bitirmek zorunda hissettiğim için okudum. Sırf beni #readingslump dönemimden çıkarsın diye okudum. Sağ olsun biraz uğraştırsa da çıkardı. Yani, diyeceğim o ki; okusanız da olur, okumasanız da. Kitaba puanım kesinlikle 3/5 bu puanı vermemin nedeni ise bazı bölümlerde aşka ve hayata dair güzel alıntıların olması. 








She Was Pretty | Dizi Yorumu #DiziÖnerisi

Merhabalar, nasılsınız? Keyifler nasıl? 
Ben bugün epey bir bloğun şablonu için uğraştım durdum. İnşallah güzel olmuştur. 

Geçen yaz izleyip, bitirip, bitti diye büyük bir boşluğa düştüğüm dizinin yorumunu yazmak istiyorum size. SHE WAS PRETTY! 


Konusunu anlatmak gerekirse,  Asıl kızımız Kim Hye Jin, çocukken çok güzeldir ve varlıklı bir ailenin kızıdır. Ji Sung Joon ise çocukken kilolu ve içine kapanık bir çocuktur. 
Bu ikili çocukluk arkadaşıdır. Esas oğlanımız, Ji Sung Joon içine kapanık olduğu halde, Hye Jin  (esas kız) onu koruyup, kollamıştır.
Ayrıca ikili birbirlerinin ilk aşkıdır. Bir gün Ji Sung Joon ailesinin yurtdışına taşınma sebebi ile ikili ayrı düşerler. Yıllar sonra Kim Hye Jin ailesinin iflası nedeniyle fakir düştüğü gibi bir de babasından gelen genleri yüzünden gittikçe çirkinleşir, güzelliğinden eser kalmaz. Ji Sung Joon ise yıllar geçtikçe zayıflamış ve yakışıklı olmuştur. Ayrıca, ünlü bir derginin de Baş Editörü olmuş ve koreye geri dönüş yapmıştır. Hikaye ise Ji Sung Joon karakterinin ilk aşkını, Kim Hye Jin karakterini araması ile başlar. Lakin Kim Hye Jin görüşmeyi kabul ettiğinde, bir şeyin farkına varır. O artık Ji Sung Joon'un tanıdığı, aşık olduğu güzeller güzeli Kim Hye Jin değildir. Bu sebeple, Kim Hye Jin, Jin Sung Joon'un onu beğenmeyeceğini düşünerek, buluşmaya en yakın arkadaşı olan, güzeller güzeli Oh Ha Ri'yi gönderir ve ikilinin buluşmasını izler. Ve olaylar peşin sıra gelişir. 

Çok da fazla detaya girmek istemedim spoiler açısından biliyorum ki bir çok kişi spoiler konusunda hassas. Ben de dahil 😞

O zaman biraz da karakterlerden bahsedelim mi? 💟

 

Kim Hye Jin karakterini canlandıran, Hwang Jung Eum gerçekten çok beğendiğim bir oyuncu. Gerek dram olsun, gerek komedi olsun gerçekten her dalda başarısını yansıtıyor. Örneğin Kill Me Heal Me dizisinde oynarken bizi hem güldürüp hemde salya sümük ağlatmıştı. Bu dizi de ise komik olmasına rağmen biraz da saftı. İzleyici biraz da olsa çıldırttı. Yani, dizi boyunca sürekli insanlardan hakaret ve aşağılanma görüyor ama bu konuda tek bir kelime bile etmiyor. Yahu, niye susuyorsun? Versene ağızlarının payını! Ama yok, yapmıyor öylece duruyor. Neyse, yinede genel olarak komik ve sempatik bir karakterdi. O huyu hariç 😅


Gelelim Ji Sung Joon karakterini oynayan Park Seo Joon sevgilime. Ben bu adamı gerçekten çok beğeniyorum ya. Fırsat buldukça da oynadığı her filmi, her diziyi izlemeye çalışıyorum. KMHM'de çok başarılı bulmuş hatta 2. adam sendromu yaşadığı için çok üzülmüş, senaristlere sövmüştüm!! Bu dizide ise, bir önce ki dizisine göre aşırı sinirli, agresif ve gıcık buldum. Esas kızımızı dizi boyunca aşağılamak dursun, yerden yere vurdu hakaretleri ile. Hatta izlerken, ''ben kız yerinde olsam çeker giderim'' demedim değil. Kim Hye Jin sandığı Ha Ri'nin yanında ise tam bir melek oldu beyefendimiz. Fakat içinde bir sevgi yumağı olduğunu biliyordum ki, yanıltmadı beni. 




Oh Ha Ri karakterini canlandıran güzeller güzeli, Go Joon He! Aslında genel olarak dizi de kötü kız rolüne saptırılmış gibi gözükse de aslı öyle değil. Yaşadığı duygular onun için ilk olduğu için, elinde olmadan sevmemesi gereken kişiyi sevdiği için yaptığı şeyler gayet doğaldı. Sadece 2-3 bölüm yaptığı şeyler kötülük gibi görünse de, ben Ha Ri karakterini çok sevdim. Ayrıca Kim Hye Jin ile olan arkadaşlığını da çok sevdim. Özenilecek bir arkadaşlıktı onların ki. 



Ve, son olarak! Choi Siwon! Dizi de karşımıza 2. erkek sendromu yaşayan, Kim Shin Hyuk olarak çıktı. Bu diziyi izlemeden önce gerçekten Siwon hakkında hiçbir bilgim yoktu. Hatta bu kadar sempatik ve tatlı olduğunu hiç ama hiç bilmiyordum. Her şey dizi sayesinde oldu. Rahatlıkla en sevdiğim karakter diyebilirim. Daha ilk bölümden, ilk sahnesinden kalbimi çaldı. Sürekli ''Kim Hye Jin bunu seç, Kim Hye Jin aptal mısın?'' deyip durdum. Ayrıca sürekli etrafta ''Jackson, Jackson!'' diye dolaşması... Ya yerim vallahi. 





Karakterler bu kadardı. Şimdi de biraz gifler ile renklendirme yapalım. 

Dizinin ilk repliği;



''Buldum seni.
Sonunda buldum seni, Kim Hye Jin.
Benim hoşlandığım kişi sensin.
Eskiden de sendin. Kim olduğunu öğrenmediğim zamanlarda da sendin.
Şimdi de sensin. İlerde de sen olacaksın.

Senden uzaklaşamam. Senden başka bir şey istemiyorum.
Eskiden sen, benim yanımda olmayan annem gibi yanımda ömür boyu bulunabilecek bir dostluk verdin. Bu yüzden özeldin.
Ama artık bunların hiçbir önemi yok.
Sen şu an benim hoşlandığım kadınsın.
Benim tanıdığım Kim Hye Jin olmasaydın bile, birbirimizle yabancı olarak tekrar tanışsaydık bile, ben mutlaka bir kez daha sana tutulurdum.
Bir kez daha senin sayende heyecanlanacaktım ve bir kez daha senden hoşlanacaktm. ''







Çiftimizin bu kadar gifi yeter. Biraz da 2. erkek sendromu yaşayalım, öyle değil mi? 













Biraz da replik o zaman? 


''Arkadaşım biriyle çık dediğinde ben;''



Ne kadar da güzel bir replik 😍




Sempatikliği ile bizi gülmekten yerlere yatıran o sahne; 







Sanırım bu kadarlık yeterli. Bir sonra ki dizi yorumunda görüşmek üzere! Kendinize iyi davranın canlarım. 💓